.

UFAK YANGINLAR KİTAP YORUMU


Kitap Adı: Ufak Yangınlar
Özgün Adı: Little Fires Everywhere
Yazarı: Celeste Ng
Yayınevi: Yabancı

Yorumuma başlamadan önce kitabın kapağını ne kadar çok beğendiğimi belirtmek istiyorum. Renkler özellikle çok hoşuma gitti. Küçük görsel ise gayet anlamlı. Kitabın orijinal kapağı da bir o kadar estetik duruyor bence. O da kullanılabilirdi. Kitabı merak etmemin en büyük sebeplerinden birisi kapağıydı.

Aslında kitabın konusu çok çok güzel. Yazarın oluşturduğu ilişkiler de mükemmel. Ancak yazım türünde veya çeviride çok büyük hatalar vardı. Yazardan mı yoksa çeviriden mi kaynaklı olduğunu anlayamadım. Yazarın şu tür hataları vardı: Sürekli bir anlatım halindeydi. Diyalog çok az bulunuyordu. Yazar gerekli gereksiz her şeyi anlatmak istemiş. Bu yüzden de ortaya gereksiz betimlemeler çıkmış. Örneğin okuldaki bir öğretmenden kitap boyunca bir kez bahsedecekse eğer o öğretmenin her şeyini anlatmaya başlıyor. Görünüşü, tavırları, geçmişi vs. Bu gereksiz bilgileri okumak hoşuma gitmedi.


Çeviride ise şu tür hatalar vardı: Türkçe'de bizim kullandığımız ama yabancı dilde karşılıkları olmayan kelimeler, deyimler veya atasözleri vardı. Mesela 'yalapşap' kelimesi yerine 'baştan savma' veya 'özensiz' kelimesini kullanabilirdi. Bunun gibi birkaç örnek daha vardı. Özellikle atasözleri ve deyimlerde bu konulara çok takıldım.

  

Ayrıca kitap boyunca o kadar fazla mekan, marka, şarkıcı, oyuncu, tv dizisi vb yabancı kelimeler vardı ki bu okumamı bir hayli yavaşlattı.

Bu sorunlar dışında kitap çok akıcıydı. İlk 250 sayfasını bir günde bitirdim. Kalanını ise sonraki güne bıraktım. Ben okumaya başlamadan önce kendimi beklentiye sokmadım. Soksaydım eğer eminim beğenmezdim. Normal bir şekilde okumaya başladım ve benim için ortalamanın biraz üstünde bir kitaptı. "Neden okudum ki?" ya da "Keşke okumasaydım." demedim. Yani boş bir kitap değildi.

Her bir karakteri gerçekten sevdim. Hiçbiri zayıf karakter değildi. Her birinin kendine özgü karakteristik özellikleri vardı. Ayrıca kitap boyunca birkaç gizem vardı. Kitabın son sayfalarında ise bu gizem çözüldü.

Kısacası severek okuduğum bir kitap oldu. Çerezlikti. Kısa sürede bitirebileceğinize inanıyorum.

Kitaba puanım 7

KONUSU:

Anne kız olan Mia ve Pearl hayatları boyunca göçebe bir hayat yaşamıştır. Son durakları ise Shaker Heigts adındaki banliyölü evlerin bulunduğu mahalledir. Mahallenin zenginlerinden olan Richardsonların küçük evini kiralayan Mia ve Pearl artık hayatlarını kurmuşlardır. Pearl, zamanla Richardsonların çocukları ile samimi olmaya ve sürekli onlarla birlikte takılmaya başlar. Mia ise ek iş olarak Richardsonların malikanesinde evin günlük işlerini yapmaya başlar. Yavaş yavaş ailenin içine dahil olmaya başlayan bu anne kız, Richardsonlar için hiç de iyi olmayacaktır.


Sağ tarafta yer alan "İzle" butonuna tıklayarak blogumu takibe alırsanız mutlu olurum :)
Daha fazla kitap paylaşımı için beni Instagram hesabımdan takip etmek için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Wildcard kitap yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Gecenin Karanlığında kitap yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Ölene Dek Beraberiz kitap yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Küçük Ama Büyük Yalanlar kitap yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Haveyoumetmyblog Haveyoumetmyblog Author

YAZ BAHÇESİ KİTAP YORUMU



Kitap Adı: Yaz Bahçesi
Özgün Adı: The Summer Garden
Yazarı: Paullina Simons
Yayınevi: Pegasus


Sevgili Paullina Simons,
Bende ciğer bırakmadın! Bunun hesabını nasıl vereceksin? Sanırım bu zamana kadar okurken en aşırı tepkiler gösterdiğim kitaplar arasında bu serinin üç kitabı var. Bronz Atlı, kuşkusuz mükemmeldi, kusursuzdu. Tatyana Ve Alexander, Bronz Atlı'nın bir tık altında kalsa da diğer kitaplarla karşılaştırdığımda yine çok yüksek çıtalara sahip olan bir kitaptı. Ve son olarak okuduğum Yaz Bahçesi ise okurken şu zamana kadar en çok tepki gösterdiğim kitaptı.

Kitabı okuduğum süre boyunca hikayemde kısa kısa da olsa düşüncelerimi paylaşıyordum. Ama bu kitap hakkında söyleyeceklerim ne hikayelere ne de buraya sığar. O yüzden yorumumu olabildiğince kısa tutmaya çalışarak anlatacağım. Bu arada baştan söylemek istiyorum, yorumum hiçbir şekilde spoiler içermiyor. Rahatlıkla okuyabilirsiniz.

Yaz Bahçesi, beni şaşırtarak ikinci kitabın bittiği yerden başlamadı. Birkaç yıl sonrasını anlatıyordu. Tatyana ve Alexander'ı o kadar özlemiştim ki kitabın bin sayfa olması umurumda bile değildi. 100 sayfa okudum, 300 sayfa okudum ve 500 sayfa okudum. Tamam, karakterlerle tüm özlemimi giderdim. Artık bu kitapta bir şeyler olmalı değil mi? Durağan seyretmemeli. Bunu da okuyabilirdim, yazarın kalemine diyecek söz yok ancak birinci kitap benim için o kadar üst düzeydeydi ki üçüncü kitapta bu durağanlığı beklemiyordum. En azından kitabın yarısına kadar.


Durağan olmasına rağmen nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde kitap yine de kendini okutturuyordu. Birkaç gün içinde sınavlarım olmasına rağmen yarısını bitirmiştim kitabın. Devam etmek istiyordum çünkü neler olacağını merak ediyordum. Bu sayfalara kadar aralarda yine durağanlığı bozacak küçük küçük olaylar vardı ancak ben kitabın tamamını kaplayan bir olay olmasını bekliyordum. Tıpkı bir ve ikinci kitapta olduğu gibi.

Tatyana karakteri bu kitapta bana biraz daha olgunlaşmış gibi geldi. Bir ve ikinci kitaptaki başına buyruk hareketleri, insanlara kendini kullandırtması beni çileden çıkarıyordu. Kendini asla düşünmeden öncelikleri başkalarına veriyordu. Bu yüzden okurken çok fazla tepki gösteriyordum. "Tatya senin de bir canın var farkındasın değil mi?" modunda okuyordum. Yaz Bahçesi'nde ise tüm bu tavırlardan arınmış bir Tatyana karakteri vardı. Tamamen arınmamıştı belki ama eskisi kadar da değildi. Bu kitapta da yine birkaç hareketi benim sinirlerimi bozmadı değil.

Bu kitapta beni çileden çıkaran kişi çoğunlukla Alexander oldu. Özellikle kitabın yarısından sonra Alexander'ı tanıyamadım. 600 ve 700'üncü sayfalarda öyle bir Alexander vardı ki "Alexander benim için bitmiştir!" dedim. Yaptıklarını tahmin dahi edemezsiniz. Okurken elim ayağım titremeye başladı o derece katlanamadım o bölümlere. Yazar neden böyle bir şey yapmış en ufak bir fikrim dahi yok. NEDEN? Her şeyi mahvetti diye düşündüm. İki kitap boyunca okuduğum bu karakterlere yazık oldu dedim. Böyle bir olayın yazılmasına hiç ama hiç gerek yoktu. Kitabın Goodreads yorumlarına baktığınızda da insanların buna ne şekilde tepki verdiklerini göreceksiniz. Bense sakin kalamadım ve kitabı elimden bıraktım. Daha fazla okuyamadım. Ertesi gün sinirim yatışınca ancak devam edebildim. Yoksa hem kitaptakiler hem de ben cinnet geçirebilirdim o an :D


"Tatyana ne kadar güzel ilerliyorsun bu kitapta ya?" dediğim sırada Tatyana yine bu olaydan sonra sinirlerimi bozmaya başladı. Keşke her şeyi açık açık spoilerlı anlatabilsem ama anlatmayacağım. Kitabı okuyanlar beni anlayacaktır. Bu olay kitaba olan tüm bakış açımı değiştirdi özetle.

Ancak okuyacak daha 300 sayfam vardı. Bu olaydan sonra ne olacak diye tabii ki merak ettim. Bu olay bitti, kitap yine aynı seyrinde ilerledi. Pat! Yine başka bir skandal. Hiç beklemediğim karakterler hiç beklemediğim bir şekilde olayı patlattı. Tabii ben yine şaşkına döndüm. Bu olayın da yaşanmasının kesinlikle lüzumu yoktu. Kitaptaki bu iki olay olmasaydı çok çok daha güzel olabilirdi. Şimdi bana bu yorumdan sonra "O olaylar ne?" diye soracak birçok kişi olacaktır. O yüzden yorumumun en en sonuna "spoiler" uyarısı koyarak o iki olayı söyleyeceğim. Merak edenler okuyabilir.

Kitabı okuduğum süre boyunca "Yorumumda bundan da bahsederim, şundan da bahsederim." diyordum ama şu anda hepsini unuttuğum için biraz doğaçlama ilerliyorum. Kitabın son sayfalarına doğru anlayamadığım bir politika konuşması vardı. Yazar bir mesaj mı vermek istemiş orasını bilemiyorum ama ben o mesajı alamadım sanırım. O politik kısımların amacını anlayamadım.

Kitap 1000 sayfa olması nedeniyle dediğim gibi birçok olayı ve konuyu içerisinde barındırıyordu. Son 150-200 sayfada ise bambaşka bir konuya yönelmişti yazar. Bu konu kesinlikle güzeldi. 200 sayfaya değerdi. Güzel sahneler yazılmıştı. Okuması da bir o kadar zevkliydi. Bu olay da atlatıldıktan sonra kitabın yavaş yavaş bittiğini idrak etmeye başladım. Bir miktar üzüntü çöktü üzerime.

Yıllar yıllar sonrasına gelindi. Zamanda bize yaklaştıkça sanki bu karakterlerin tümü gerçekmiş gibi hissetmeye başladım. Son sayfaları ise salya sümük ağlayarak okudum. Kötü sonla bitmedi ama ben tüm bu karakterlere veda ettiğim için hüzünlüydüm. Gençliklerine, aşklarına şahit olduğum o iki karakter, Tatyana ve Alexander'a veda edecektim. Yazar kısım kısım ilk kitaptan sahneler eklemişti. O sahneleri okurken ayrı bir hüzün yaşadım. Tonla şeyi atlattıktan sonrasını okumak gerçekten çok farklı duygular hissettirdi. O ilk kitabın yeri bende her zaman ayrı olacak. 17 yaşındaki Tatyana'nın yeri bende her zaman ayrı olacak. Gözlerimin önünde güçlü bir kadına dönüşmesi, savaşın verdiği ağır yükle birlikte çocukluktan çıkıp olgunluğa erişmesi ve tüm bunları okumak mükemmeldi. Son kitaptaki olaylara rağmen. Bu kitaplarla tanışmadıysanız mutlaka okumanızı öneriyorum. Tekrar ediyorum, son kitaba rağmen çok güzel bir seriydi. Yaz Bahçesi'ndeki olaylar yüzünden ilk iki kitabı çöpe atacak değilim. O yüzden bu serinin bende apayrı bir yeri olacak.


Sağ tarafta yer alan "İzle" butonuna tıklayarak blogumu takibe alırsanız mutlu olurum :)
Daha fazla kitap paylaşımı için beni Instagram hesabımdan takip etmek için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Bronz Atlı kitap yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Tatyana Ve Alexander kitap yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.

"Taş gibi sertleşmiş ekmeği her biri bir deste büyüklüğünde dört eşit parçaya böldü. Sonra desteleri yine ikiye böldü. Birer parçayı sabaha sakladı. Diğer yarıları dört tabağa koydu. Bir tabağı kız kardeşinin, bir tabağı kendisinin, bir tabağı Alexander'ın önüne, bir tabağı da annelerinin sandalyesine koydu. Çatal bıçak alıp kendi payından bir parça kesti. Ağzından bir damla kan damladı. Görmezlikten geldi. Ekmeği ağzına götürüp birkaç dakika çiğnedikten sonra yuttu. Ekmekte küf tadı vardı ve hafifçe de saman tadı geliyordu. Alexander kendi payını çoktan bitirmişti. Daşa da bitirmişti. Kızlar annelerinin payına ya da annelerinin boş sandalyesine hiç bakmadılar. Artık Daşa ve kendi sandalyesi dışındaki bütün sandalyeler boştu. Bir damla daha masaya damladı. Ablası birkaç gün önce ölen annelerinin önüne diz çöküp Tatyana'ya ne öğretmişti. "Günlük ekmeğimizi bize bağışla," dedi Daşa."

SPOILER

Kitapta katlanamadığım 2 olayı açıklıyorum. Yaz Bahçesi hakkında spoiler yemek istemeyenler lütfen bu bölümü okumasın.

1. Olay: Alexander'ın Tatyana'yı aldatması ve hamileyken Tatyana'yı dövmesi. Bu benim açımdan asla ama asla kabul edilebilir bir durum değil. Bu olaylar yaşanırken neler hissettiğimi az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. Tüm bunların üzerine Tatyana'nın Alexander'ı çabucak affetmesi ise ayrı bir iğrenç durum.

2. Olay: Tatyana ve Alexander'ın oğulları Anthony, büyüyor ve 21 yaşına erişiyor. İkinci kitaptan hatırladığımız Tatyana'nın hemşire arkadaşı (Tatyana Alexander'ı kurtarmaya gittiğinde bebek Anthony'i bıraktığı kişi) Vikki, meğerse Anthony ile 4 yıldır birlikteymiş. Bildiğiniz 17 yaşından beri Vikki ile Anthony yatıyormuş! Bu nasıl bir iğrençlik? Sen o çocuğun bebekliğine bakmış insansın. Büyüdüğünde onunla nasıl birlikte olabilirsin Vikki?

Haveyoumetmyblog Haveyoumetmyblog Author

BANA SADECE ANILARIMIZI BIRAKTIN KİTAP YORUMU


Kitap Adı: Bana Sadece Anılarımızı Bıraktın
Özgün Adı: History is All You Left Me
Yazarı: Adam Silvera
Yayınevi: Pegasus

Uzun zamandır okuduğum en etkileyici ve depresif kitaplardan bir tanesiydi. Bu tarz depresif kitaplar beni gerçekten etkiliyor. Karakterin içinde bulunmuş olduğu ruh hali belki de o karakteri zayıf değil de baskın bir karakter yapıyordur. Ben de kitaplarda baskın karakterleri zayıf karakterlere yeğlerim.

Daha önce bunun gibi okumuş olduğum Ölmek İçin On Üç Sebep ve Tersyüz de bende aynı etkiyi yaratmıştı. Her birinin konusu birbirinden farklı ancak ortak noktaları depresif olmaları.

Kitaptaki tek kusur başlarda fazlasıyla yazım yanlışının olmasıydı. Sonrasında var mıydı bilmiyorum. Belki de kitaba daldığım için fark etmedim. 

Kitap başlarda sakin başlıyor. Sonuna kadar da sakin ilerliyor diyebilirim. Okudukça karakterleri daha iyi tanıdığımı fark ettim. Artık olaylara ne tür tepkiler vereceklerini önceden kestirebiliyordum. Sakin ilerleyen bir kitap olmasına rağmen kendini okutturuyordu. Kitap zaten 300 sayfa. Son 100 sayfanın nasıl geçtiğini dahi anlamadım.


Yazar kitapta farklı zaman dilimlerini anlatmış. 'Anı' olarak geçen kısımlar geçmişi, 'Bugün' olarak geçen kısımlar ise şimdiki zamanda neler yaşandığını anlatıyordu. Anılar kısmı gerçekten çok çok güzeldi. Anıları okudukça şimdiki zamanda yaşananlar da anlam kazanıyordu.

Yazarın tarzını biraz John Green'e benzettim. Ancak kendi fikrimce John Green'den kat kat daha güzel yazdığına eminim. John Green kitaplarına bir türlü alışamıyorum. Kitaplarında çok fazla trajik olay yaşanıyor ama yazar o duyguyu veremediği için bende etki bırakmıyor. John Green kitaplarındaki gibi Bana Sadece Anılarımızı Bıraktın'da da bir trajik olay vardı. Ama Adam Silvera bu olayı okuyucuya çok çok güzel geçirmişti bence. Tüm o duyguları hissettim.

  

Bildiğiniz üzere kitap LGBT ilişki hakkında. Bilmiyorsanız bile artık biliyorsunuz. Eğer bu durumdan hoşlanmıyorsanız kitabın yanına bile yaklaşmanızı önermem. Bu ilişkinin iki erkek arasında değil de iki insan arasında geçtiğini düşünerek okursanız çok çok seversiniz eminim. Yazarın bir diğer kitabı Az Biraz Mutlu da bu tarz bir kitaptı ama onu okumaya fırsat bulamamıştım. Eğer o kitabı da bunun kadar güzelse yakın zamanda okuyabilirim.

Bence Adam Silvera daha fazla değer görmesi gereken bir yazar. Umarım Bana Sadece Anılarımızı Bıraktın çok kişi tarafından okunur ve sevilir.

Kitaptaki ana karakterlerimizden bir tanesinin aynı zamanda psikolojik bir rahatsızlığı var. Çift sayılara takıntılı birisi kendisi. Nasıl mı? Her şeyi çift sayılarla yapması gerekiyor. Telefonu açmadan önce 2 kere veya 4 kere çalması gerekiyor. Birine yumruk attığında sayının çift olması için bir kere daha yumruk atıyor. Bu sahnede çok ama çok gülmüştüm :D Bunun gibi daha bir çok örneği var. Bazı insanlarda gerçekten bu tarz takıntılar var. Bir de karakterimiz hiçkimsenin sağında yürüyemiyor ve oturamıyor. Her zaman sol tarafta olması gerekiyor. Arabaya bindiğinde bile sırf sağ tarafta kaldığı için ön koltuğa oturmuyor. Yazar gerçekten çok ilginç bir karakter yaratmış. Daha önce böylesini okumamıştım.

Bence kitap çok çok güzel konulara değiniyordu. En kısa zamanda okumanızı öneririm.


Kitaba puanım 9

KONUSU:

Theo ve Griffin yıllardır birbirlerinin en yakın arkadaşıdır. Bu arkadaşlığı ilişkiye döndürmek isteyince her şey değişir. İlişkileri aslında iyi gidiyordur ancak Theo üniversite için Kaliforniya'ya gidince bazı şeyler değişmeye başlar ve ayrılırlar. Yine de birbirleri ile olan iletişimi sürdürmeye devam ederler. Ancak Theo boğularak ölünce Griffin'in dünyası başına yıkılır.

Sağ tarafta yer alan "İzle" butonuna tıklayarak blogumu takibe alırsanız mutlu olurum :)
Daha fazla kitap paylaşımı için beni Instagram hesabımdan takip etmek için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Kaplumbağa Kabuğunda Dünya kitap yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Dün Bugün Yarın kitap yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Tut Ki Seni Seviyorum kitap yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Birimiz Yalan Söylüyor kitap yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.

Haveyoumetmyblog Haveyoumetmyblog Author

SENİN İÇİN GELDİM KİTAP YORUMU



Kitap Adı: Senin İçin Geldim
Özgün Adı: Distrees Signals
Yazarı: Catherine Ryan Howard
Yayınevi: Olimpos


Canım polisiye-gerilim okumak istedi ve kitaplığımda elim, Senin İçin Geldim'e gitti. Kitabın konusunu beğendim ve ardından Goodreads puanına göz attım. Yüksek olduğunu görünce de okumaya karar verdim.

Dediğim gibi konu olarak fazlasıyla ilgi çekiciydi. Yolcu gemisinde arkasında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolan bir kadın ve onu arayan sevgilisi. Bununla birlikte kitapta geçmişten farklı insanlara ait bölümler vardı. Bu bölümler sona yaklaştıkça bir noktada birleşmeye başladı.


Kitaptaki katilin kim olduğunu yine her zaman olduğu gibi tahmin edemedim. Sadece son 90 sayfada sanırım yazar kendini ele vermek istemişti ve küçük küçük ip uçları bırakmıştı. O küçük ip uçlarından yola çıkarak katilin kim olduğunu buldum ve doğru çıktı. İlk defa bu kadar erken tahmin ettim. Genelde son sayfaya kadar bulamıyorum da :D

Karakterlere gelecek olursak. Baş karakterimiz bir erkekti. Adı Adam. Kendisini kitabın ilk başlarında sözünü geçiremeyen ezik biri gibi görsem de kitabın ortalarına ve sonuna doğru yavaş yavaş kabuğundan dışarı çıkmaya başladı. Bir zahmet çıksın çünkü 10 yıllık kız arkadaşı ortada yok.

Kitapta anlatılan gemi ve gemide geçen olayları çok sevdim. Kitaba ayrı bir hava katmıştı. Özgünlük katmıştı. Bu yönünü çok beğendim.

Bunların dışında kitap gayet akıcıydı ancak daha kısa olmasını tercih ederdim. Bazı sahneler var olmak için varlarmış gibi geldi. 440 sayfa değil de 350 sayfa olsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Kitabı genel olarak sevdim. Ortalara doğru olaylar daha çok alevlenince daha çok sevmeye başladım. Bu tarz polisiyeler seviyorsanız önereceğim bir kitaptır.

Kitaba puanım 8



KONUSU:

Adam Dunne’un mükemmel hayatı, kız arkadaşı Sarah Barselona’daki iş gezisinden dönmeyi başaramadığı gün paramparça olmaya başlar. Günler sonra kadının pasaportu bir not ile birlikte Adam’ın eline ulaştığında tehlike sinyalleri çalmaya başlar. Adam, her ne pahasına olursa olsun kız arkadaşını bulmayı kafasına koyar.
        
Adam, kız arkadaşı Sarah’ın Celebrate adında bir yolcu gemisinde yolculuk yaparken kaybolduğunu öğrenir. Neredeyse bir yıl önce de Estelle adında bir kadın aynı gemide kaybolmuştur. Tüm bu olanlar Adam’ın kafasını iyice karıştırır. Adam, cevapları bulmak için Sarah’la ilişkisinde kabul edilmesi zor bazı gerçeklerle yüzleşmek zorundadır. Aynı zamanda da kendisine mükemmel bir av alanı bulmuşa benzeyen bir katili zekice alt etmesi gerekmektedir.



Sağ tarafta yer alan "İzle" butonuna tıklayarak blogumu takibe alırsanız mutlu olurum :)
Daha fazla kitap paylaşımı için beni Instagram hesabımdan takip etmek için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Küçük Ama Büyük Yalanlar kitap yorumu için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Kurtulan Kızlar kitap yorumu için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Ölene Dek Beraberiz kitap yorumu için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Eva'nın Çığlığı kitap yorumu için BURAYA tıklayabilirsiniz.
En Yakın Arkadaşımın Şeytan Çıkarma Ayini kitap yorumu için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Kırmızı Piyano kitap yorumu için BURAYA tıklayabilirsiniz.

Haveyoumetmyblog Haveyoumetmyblog Author

TEPEDEKİ EV DİZİ YORUMU (THE HAUNTING OF HILL HOUSE)



Dizi Adı: Tepedeki Ev
Özgün Adı: The Haunting Of Hill House
Türü: Korku-Gerilim-Dram
Dili: İngilizce


The Haunting Of Hill House'a yani Tepedeki Ev'e çok büyük beklentilerle başladım. Dizi tüm beklentilerimi karşıladı. 10 bölümlük, senaryosu mükemmel yazılmış bir korku-gerilim dizisiydi.

Diziye başladığım ilk bölümlerde çok fazla çocuk karakter olması ve sürekli olarak geçmiş, şimdiki zaman arasında gidip gelinmesi çok fazla kafamı karıştırmıştı. Ancak karakterleri tek tek tanıyınca ve zaman kavramını kafamda tamamen oturtunca diziye alışmaya başladım.


Dizi bildiğiniz üzere korku dizisi. Ben normalde gerçekten korkutucu şeyler dışında çok az korku filminde ve dizisinde korkmuşumdur. Ama bu dizi zaman zaman beni yerimden zıplattı, zaman zaman da korkudan ekrana bakamamama neden oldu. Korku konusunda gerçekten çok başarılı bir diziydi. Gerilim sahnelerinde ise gerim gerim gerildim.

Dizide oluşturulan imgeler de mükemmeldi. Evin içerisindeki hayaletler, evin gizemli görünüşü bana tüm o duyguları hissettirdi. Küçüklüğümden beri başıma paranormal olaylar gelmesinden çok korkmuşumdur. Bu 5 çocuğun başına gelen olaylar benim başıma gelseydi eğer çoktaaan aklımı yitirmiştim.


Aralarında benim gibi aklını yitirenler de vardı elbet. Kimisi ise bunları reddetmeye çalışıyordu ancak nereye kadar?

Son bölümlerden aldığım hazzı anlatmaya kelimeler yetmez ama ben yine de anlatmaya çalışacağım. Yavaş yavaş olaylar alevlenmeye ve her şey açığa çıkmaya başladığı vakit merakım artmaya başladı. Son bölümleri arka arkaya izledim. Çok fazla şaşırdığım şeyler gerçekleşti.

Dizinin tüm bu mükemmelliklerinin yanında çok akıcı olması da var. 10 bölüm ve tüm gününüzü ayırırsanız (zor da olsa) bitirebilirsiniz. Ben dizinin üzerimdeki etkisi kalkmasın diye birkaç günde bitirdim.

Dizideki çocuk karakterlere de bayıldım. Her biri mükemmel oyunculuklar sergilemişlerdi. Daha oyunculuğun ne demek olduğunu bile bilmeyen (abartıyorum) çocuklar karşımızda bir yetişkin gibi rol yapıyordu. Amerikan aksanları ve bilmiş bilmiş konuşmalarına bayıldım. Favorim ise Luke'un çocukluğuydu.



KONUSU:


Tepedeki Ev, daha sonra ülke çapında perili köşk olarak ünlenecek bir evde büyüyen 5 kardeşin hikayesini anlatıyor. Bir arada büyüyüp yolları ayrılan 5 kardeş, yaşanan bir trajedinin ardından yeninden bir araya gelir. Yıllar önce kaldıkları Tepedeki Ev’de buluşan kardeşler, bu yerle ve geçmişten gelen hayaletlerle yüzleşmek zorunda kalır. Hush, Göz ve Oyun filmlerinden hatırladığımız Mike Flanagan’ın yaratıcısı olduğu Tepedeki Ev, Shirley Jackson’ın aynı adlı kült romanından uyarlanıyor. Korku türündeki dizinin oyuncu kadrosunda Michiel Huisman, Carla Gugino, Timothy Hutton, Elizabeth Reaser, Oliver Jackson-Cohen, Henry Thomas, Kate Siegel, Victoria Pedretti, Lulu Wilson, McKenna Grace, Paxton Singleton, Violet McGraw, Julian Hilliard gibi isimlerin yer alıyor.



Fragmanı izlemek için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Sağ tarafta yer alan "İzle" butonuna tıklayarak blogumu takibe alırsanız mutlu olurum :)
Daha fazla kitap paylaşımı için beni Instagram hesabımdan takip etmek için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Chilling Adventures Of Sabrina dizi yorumu için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Bir Yıldız Doğuyor film yorumu için BURAYA tıklayabilirsiniz.
Elite dizi yorumunu okumak için BURAYA tıklayabilirsiniz.

Haveyoumetmyblog Haveyoumetmyblog Author

Hakkımda

Selam, ben Emirhan! Blogumla tanıştın mı? Burası benim kitap eleştirileri, dizi/film önerileri yaptığım, yeri geldiğinde ise bazı konularda fikirlerimi sunduğum bir blog. Bloguma göz atmaya hazır mısın?

Blogu Takip Et (Yeni)

Blogumda Ara

Instagram Hesabım

Haveyoumetmyblog

Translate

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *